Pages

doğal deterjan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğal deterjan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2013 Salı

Konuk Yazarımız : Sevgili Başak Pirtini ile Doğal Yaşam Sohbetimiz :)

Sevgili Anneler;

Bugun blogumuzda harika bir konuk anne röportajımız var. Bir çoğunuz onu doğalanneyim facebook grubundan ve dogalanneyim.blogspot.com adresinden tanıyor olabilirsiniz.  Doğal yaşamı kendine prensip edinmiş iki tatlı bebişi olan, kimyager çok tatlı bir anne: Başak Pirtini. 


Başak Pirtini için günün moda tabiri ile doğallıkta uzay diyebiliriz :) Çok da yardımsever, canayakın.. 

Her türlü sorunuza cevap verebilmek, yardımcı olabilmek ,onu çok mutlu ediyor. Sevdiklerine hediye etmek için organik kremler yapıyor, biz de zevkle kullanıyoruz :)

Buyurun sohbetimize :)


Sevgili Başak, seninle Doğal Anneyim facebook grubu üzerinden tanıştık. Biraz kendini anlatır mısın? Nereden çıktı bu doğal annelik?

Boğaziçi Kimya mezunuyum. Okuldan sonra profesyonel iş hayatımda bilişim sektörüne yönelik yurtiçi ve yurtdışı fuar, etkinlik ve konferansların pazarlama çalışmalarını yürüttüm. Anne olmaya yakın işimden ayrıldım ve evde iki kızımla daha yakından ilgilenebilmek adına tekrar iş hayatına geri dönmedim. Çok eskiden beri sağlıklı yaşam üzerine okuyor ve uyguluyorum. Sigara ve alkol hiç kullanmadım. Hamilelik öncesinden itibaren de ilaç kullanmayı bıraktım. Bir kere insan hayatında doğal yaşam uygulamalarını başlattı mı uzun bir süreçte her alanda doğal olana yönelmeye başlıyorsunuz. Ben de ilk başta evde beslediğim kedi ve köpeklerimle ilgili bashico blogumda http://bashico.blogspot.com doğal beslenme ve doğal bakım blogları yazmaya başladım. Hamile kalınca doğal yöntemleri ve doğal ebeveynliği çocuklarıma uygulamaya başladım. Bir kaç sene içinde de 
birikimlerim artınca;





blogumu açtım. Blogda doğal ebeveynliğe, iki kere yapmış olduğum epiduralsiz normal doğumlara, emzirme, doğal bebek beslenmesi, zehirli kimyasalsız yaşam uygulamalarıma, yaptığım etkinlikler ve araştırma konularıma yer vermeye başladım. Ardından facebook üzerinde kendim gibi annelere ulaşmak için 







grubunu kurdum. 







Peki hiç bir kimyager olarak çalışmak istedin mi?

Kimya hayatımızın tüm alanlarında var. Kendi sağlıklı beslenme, doğal ürünler araştırmalarımda kimyager olmaktan çok faydalanıyorum. Kimyager olarak çalışanlar laboratuvarlarda direk kanserojen maddelerle iletişimde oluyorlar. Bu sebeple istemedim. Ancak evde kendi mutfağımda doğal ve organik kremler, deterjanlar, diş macunları yapıyorum. Bunlarla ilgili tariflerim de Doğal Anneyim http://dogalanneyim.blogspot.com blogumda var. Kendisi yapamayan ama organik ve doğal bir krem almak isteyenlere de yardımcı oluyorum. Bu kremlerim arkadaşlarım arasında çok meşhur. 5 senedir çocuklarıma kendi yaptığım kremlerimi sürüyorum. 



Peki temizlikte deterjan olarak ne yapıyorsun?

İçeriğinde deniz tuzu, karbonat ve limon tuzu olan tariflerim var. Eğer yapamıyorsam evde bitkisel içerikli temizlik malzemeleri kullanıyorum. Arap sabunu, zeytinyağlı sabun tozu gibi mesela. Son zamanlarda bulaşık makinesi ve çamaşır makinesinde Mom’s Green kullanıyorum. Sonuçlarından memnunum. 

Evde nasıl besleniyorsunuz?

Doğal yaşamın en önemli bölümlerinden biri de doğal beslenmek. Evde ürünlerimizi organik ve doğal tarım yapan çiftliklerden ve organik pazarlardan temin ediyorum. Bütçemizin büyük bir kısmını sağlıklı olabilmek adına doğal beslenmeye ayırıyoruz. Kapalı ambalajda, şekerli, içeriğinde katkı maddeleri olan yiyecekleri eve sokmuyorum. Buzdolabımdaki her şey ev yapımı ürünlerden oluşuyor. Kendi yoğurdumu, kefirimi, turşumu, sirkemi, çikolatamı yapıyorum. Ekşi mayalı ekmek denemelerim var. Ancak alıyorsam hep organik tam buğday ekmeğini tercih ediyorum. Çocuklarım bir şey yemeden önce içerisinde zararlı maddeler var mı diye soruyorlar.

Ben bir senedir vejeteryan ve vegan ağırlıklı besleniyorum. Kendi vücudumun sesini dinlediğimde bana iyi gelmeyen ve iyi gelen besinleri eleyerek geldiğim bir nokta bu. Vegan ağırlıklı beslenme tarzı ile hayvanları çok sevdiğim için onlara acı verici ve eziyet çektirici uygulamaları hayatımdan çıkarttım. Çocuklarıma ise herhangi bir yaptırım uygulamıyorum. Sadece merak ederlerse etkilemeyecek şekilde bazı şeyleri anlatıyorum. İki kızım da sebzelerin önemini çok iyi biliyorlar. Her sabah yeşil sebze ve meyve karışımından oluşan bir içeçek hazırlıyoruz. Evde çoğunlukla vejeteryan yemekler pişiyor.

Çocuklarına hastalık anında neler yapıyorsun?

Öksürük, grip, nezle, ateş, anında ilk olarak beslenmemizi tamamen bitkisel hale çeviriyoruz. Et ve süt ürünleri hastalık anında vücudu zorluyor, mukusa sebep oluyor. Hastalığın iyileşmesi de gecikiyor. Hastalık anında ayrıca bitki çayları ve ilaç olarak yan etkisi olmayan homeopatik remedileri kullanıyoruz. Kendi ballı karışımlarımız, polen, propolis, goji berry gibi süper yiyecek takviyelerimiz daima var. Hastalıkları yenmek için vücudu besleyerek destekliyoruz, herhangi bir tıbbi ilaç ve antibiyotik kullanmıyoruz.

Ev yapımı kremlerin pek meşhurmuş arkadaşların arasında...

Evet bahsettiğim kremlerimi küçük miktarlarda yapıyorum. İhtiyacı olan arkadaşlarım ve çevreden tanıdıklar severek kullanıyorlar. El, yüz, dudak, dirsek, topuk nerenize isterseniz sürebileceğiniz tamamı yenebilir malzemelerden içeriği organik krem yapıyorum. Mesela içeriğindeki zeytinyağını bir arkadaşımın organik zeytin bahçesinden, hindistancevizi ve diğer yağlarımı organik sertifikalı alıyorum. Merak edenler için kremlerdeki yağların kullanım faydaları ile ilgili bir blog http://dogalanneyim.blogspot.com/2013/07/hindistancevizi-yagl-ve-bocek-kovucu.html yazdım. 



“Doğal Anneyim” diyebilmeleri için bizi takip eden annelerimize önerilerin var mı?

Gelecek nesilleri yetiştiren annelerimizin, çocuklarına yeşil  ve temiz bir dünya bırakmak için başta evlerindeki her türlü kimyasal içerikli gıda, temizlik, kozmetik ve bakım ürünlerini tekrar gözden geçirmelerini öneriyorum. Bir yerden başlayınca zamanla hayatınızı her alanında doğallaştırabileceksiniz. Nasıl nereden başlamalıyım diyenlere severek yardımcı oluyorum.


Bizde Sevgili Başak'a verdiği bilgiler için çok çok teşekkür ediyoruz. 

Sevgilerimle
Yeşil Anne










12 Eylül 2013 Perşembe

İpek Hanım Çiftliği Domateslerinden Doğal Kışlık Konserve Nasıl Yapılır?

Sevgili Anneler;

Tarla domateslerinin azaldığı bu günler artık kışlık domates hazırlıklarınız için son fırsatlar. Sizinle gayet pratik olan kendi yöntemimi paylaşmak istedim. Gerçekten çok az vaktinizi alacak,sizde mutlaka yapın! Kışın hem mevsimin doğal domatesini çocuklarınıza yedirmiş olacaksınız, hem de kıpkırmızı yaz domatesleri elinizi altında olacak!  Tabii mutfak biraz dağılacak, onu da doğal deterjan ile temizleyeceğiz :)

Domateslerin doğal olmasına önem verin, ilaçlı ,hibrit tohumlu domatesler için uğraşmaya gerek yok zaten markette ilaçlı domatesin salçası da , püresi de her zaman mevcut. Domateslerinizi marketlerden organik , doğal köy pazarlarından ya da ekolojik pazarlardan alın! Ben eve kadar gönderdiği için İpek Hanım Çiftliği'nden aldım. 10 kiloluk domates kolileri yapmıştı. 

Hazırlıklar: 

Domatesleri yıkayın. Doğrayın. Kabuğunu soymanız, rendelemeniz, rondodan geçirmeniz gerekmiyor. Sadece orta boyda doğrayın. Aşağıdaki resim kadar uygundur.



Kavanozları yıkayıp hazırlayın, püf noktası kapaklar her zaman yeni olmalı! Yoksa hava alıp bozulma riski olur, bütün emeğiniz boşa gider.  Neyse ki tüm marketlerde 1 TL'lik mağazalarda bu mevsimde kapak ve isterseniz yeni kavanoz satılıyor.



Bir de el blendırına ihtiyacınız olacak. Benim ki bu aşağıdaki , tencere için geniş bir ağızı olan ucu var. Çok rahat ettim. Çelik olduğu içinde kaynayan tencereye rahatça sokabiliyorum.



Büyük bir tencereye, domatesleri yıkayıp doğrayın, bir kaşık tuz atarak kaynatmaya başlayın. Büyük bir aşure tenceresi olursa daha rahat olur ancak ben de olmadığı için 3 tencereye böldüm.  Tencereyi ağzına kadar doldurabilirsiniz. Pişmeye başladıktan bir süre sonra zaten azalmaya başlayacak. Domatesler kaynamaya başladığında,tencerenin içine blendırınızı sokarak domatesleri geçirin ve suyu kalmayana kadar kaynatın. Ne kadar çok kaynarsa o kadar az kavanozunuz olur, az yer kaplar :)


İyice suyu gidip, tencere yarıyarıya azalınca içine iki tahta kaşık zeytinyağı koyun,  kavanozu açtığınız zaman zeytinyağı salçanın üzerine çıkarak hava ile temasını kesecek ve açtığınız kavanoz küflenmeyecek.

Suyunu çekince kaynar haldeyken kavanozlara doldurun sıkıca kapatın ve ters çevirin. Soğuyup oda sıcaklığına gelene kadar ters şekilde bekletin. Düzelttiğiniz de kapakların içe çökük olduğunu görmelisiniz.



İşte domates konserveleriniz hazır ! 



Sevgilerimle
Yeşil Anne

23 Ağustos 2013 Cuma

Anadolu'daki En Eski Komşumuz Kavılca Bulguru!


Sevgili Anneler;





Kavılca, dünyanın en eski buğday türlerinden biri. Bir grup gönüllü onu yok olmak üzereyken bulup tarıma kazandırmasaydı Anadolu'dan silinip gidecekti. Kars'ta yetişen bu bulgur türü Hititlerden bugune kadar gelen , Anadolu’nun en eski lezzeti! Tam 13.000 yaşında ! 





Bizim ailece çok sevdiğimiz kavılca bulgurunun hikayesini, faydalarını ve bir de çok hoşumuza giden bir tarifini vereceğim bugun size…


Bu buğday türünde kabuk sayısı daha fazla; bu yüzden hasadı, kabuklarının ayrılması diğerlerine göre daha zor. Soğuk iklime uyum sağlamak için hem tohumu çevreleyen kabuk sayısını artırmış, hem başağında ki çatallarını daha da kalınlaştırmış. 

Kavılcanın Hikayesini Sn.Ahmet Örs’den dinleyelim:

“13 bin yıl önce, eski dünyayı kasıp kavuran Buz Çağı; önce Altın Hilal ya da Verimli Hilal olarak adlandırılan, en geniş kısmı kuzeyde Karacadağ'dan, güneyde Fırat'ın hemen güneyine kadar, hilalin iki ucu ise Kudüs'ten Fırat ile Dicle nehirlerinin buluştuğu topraklara kadar uzanan yay şeklinde oldukça dar bir alanda sona erdi. Ilıman iklim koşulları burada birçok bitki ve hayvan türünün ortaya çıkmasını sağladı. O dönemin avcı ve toplayıcı insanları çok şanslıydılar. Bir yandan dev sürüler halinde dolaşan etleri yenilebilir yaban sığırları, antiloplar, dağ keçi ve koyunlarını kolayca avlayabiliyorlar, bir yandan da doğadan fışkıran bitki ve meyvelerden yararlanıyorlardı.  Nitekim yeryüzünde keçi, koyun, sığır ve domuz MÖ 8400 yıllarında bu topraklarda ehlileştiriliyor ve yine o yıllarda insanoğlu ilk kez kendi ekip ürününü kaldırdığı tahıllardan yaptığı bulamacı yemeye başlıyor. Alman Max Planck Enstitüsü'nün biyologları günümüzde var olan tüm buğday türlerinin genlerini inceleyerek, kökenleri olan yabanıl buğdaya kadar geri gitmişler ve ilk tarım köylerinde iki çeşit buğday ekildiğini saptamışlar: Bunlardan biri de Kavılca.  Bazı uzmanlar Cennet'te Adem ile Havva'nın yedikleri ilk unlu yiyeceklerin bu buğdaylardan yapıldığını söyleyecek kadar ileri gidiyor. 

Geleneksel olarak bulgur olarak tüketilen ve lahana sarması, süt çorbası yapılan kavılca buğdayının tarımı uzun süre durmuştu. Çünkü devlet onun ekimini desteklemiyor, hasadı günümüz koşullarında çiftçiye zor geliyor, tanesi kabuğundan zor ayrılıyor, unu tek başına iyi ekmek olmuyordu. Bulgur yapımı da çok zahmetliydi. Kavılca, adı var, kendisi yok hale gelmişti. Geleneksel yöntemle Kars gravyeri yapan tek üretici, İlhan Koçulu'nun başını çektiği küçük bir grup gönüllü tarafından 2006'da yeniden keşfedildi; bir çiftçinin ambarında kendisi için sakladığı bir çuval kavılca buğdayı alınarak tohum elde etmek üzere dağıtıldı. Bir yıl sonra daha fazla sayıda çiftçi bu atadan kalma çeşidin ekimi için ikna edildi ve toplanan tohumlar onlara da dağıtıldı. Bugün Kars'ta 200'ün üzerinde çiftçi tekrar kavılca üretiyor. Kavılca bugün Karslı çiftçilerin gözbebeği. Biz büyük kentlerde yaşayanları öncelikle bu bulgurun lezzeti ilgilendirirken, Kars gibi yoksul illerimizin de kalkınmasına büyük katkı yapıyor. En pahalı pirinçten üstün gördüğüm bu bulgurun gündeme gelmesi bile iç göçü durduruyor, hatta gençleri tekrar memleketlerine geri döndürebiliyor. Bu buğdaya çok yaşlı bir aile büyüğümmüş gibi saygı duyuyorum.”


Ben de Anadolu'muzun en değerli tohumları , değerleri için uğraşan tüm gönüllülere, Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı İlhan Koçulu’ya , ekip biçen çiftçilerimize sonsuz teşekkürler ediyorum. Bizde bu ürünleri satın alarak üzerimize düşeni yapmalıyız. Böylece hem talep yaratmış oluruz, hem de ailemizi sağlıklı beslemiş oluruz.





Kavılcanın faydaları da saymakla bitmiyor! 

İnternette kısa bir araştırma ile bulabildiğim faydalar şöyle:

Bulgur özellikle bağırsak kanseri riskini büyük oranda azaltır. Kansere karşı koruyucu özelliktedir.“International Journal of Epidemiology” dergisinde 2007 yılında yayınlanan bir çalışmada bol bulgur yiyen premenopozal kadınlarda meme kanseri riskinin anlamlı olarak düşük bulunduğu saptanmıştır. Bir kap pişmiş bulgur 8.29 gr (vüdudun günlük ihtiyacının % 32.8’i) diyetsel fiber sağlar.

Bulgur çözünebilen ve çözünemeyen lifler (fiber) bakımından oldukça zengindir. Fiber düzenli olarak tüketildiğinde bağırsak kanseri riskini engelleyen önemli bir besin elemanıdır. Karbonhidrat değeri düşük, protein değeri yüksektir. Bunun dışında B1, B6 vitaminleri ve Niasin’den zengindir. Bulgurda bulunan lifler, içerisinde bulunan selüloz, pektin gibi yapılarla vücutta dengeleyici etki gösterir. Suda çözünebilen lifler, kan şekerini kontrol ederek kolesterolü düşürücü etki gösterir.

Lifli besinler diğer besinlere oranla aynı zamanda daha fazla tokluk hissi vererek kilo vermeyi kolaylaştırır. Ayrıca günlük su ihtiyacını da artırdığından bol su içilmesini sağlar. Bulgurda bulunan B1 vitaminleri, folat ve magnezyum sinir ve sindirim sistemi sağlığında önemli rolleri olan maddelerdir.

Klasilk bulgur bol miktarda gluten proteini içermesine rağmen, kavılca bulguru düşük gluten içerir.

100 gram bulgurda ortalama ;

350 -479 kalori

69 gr karbonhidrat

25.6 gr fiber

12.5 - 17 gr protein

1.5 -1.8 gr lipid

40 miligram kalsiyum

574 miligram potasyum

3.5 miligram demir

0.40 miligram B1 vitamini

0.04 miligram B2 vitamini ve

4.3 miligram niacin bulunmaktadır.

Glisemik indeksi düşüktür, 46.(55 ve altı yani düşük glisemik indeks gıdalarındandır, kan şekerini daha yavaş yükseltir)

Dünya Gıda Örgütü’nün açlık sınırındaki ülkelere gönderdiği gıdalar içerisinde baş köşede oturan bulguru, önemini kavrayan Beyaz Saray mutfağında eksik etmemektedir. Radyasyona karşı dayanıklı olduğu için stratejik gıda olarak kabul edilen ve stoklarda tutulan bulgur, kolay hazırlanabilmesi ile de avantajlı bir gıda.

Bulgur folik asit açısından oldukça zengin. Anne adaylarına gebelikte tablet olarak verilen folik asit, sağlıklı bebek dünyaya getirmek için yeterince alınmak zorunda olan bir vitamin çünkü beyin ve omurilik hastalıklarının, özellikle nöral tüp defektlerinin oluşmaması yeterince folik asit alımına bağlı. B grubu vitaminlerden sayılan folat eksikliğinde nöral tüp defektleri ve spina bifida denen kapanmamış omurilik gibi kötü durumlar oluşabilmektedir. Bu nedenle özellikle bayanlar ve anne adayı gebeler bebeklerini folik asit yetersizliğinin neden olduğu rahatsızlıklardan korumak için diyetlerinde bulgura daha çok yer vermeli.

Folik asit yetersizliği ayrıca bir çeşit megaloblastik anemiye de (kansızlık) neden olduğundan bulguru tüketmek bu durumdan da korunma sağlamada fayda sağlar

Bulgur aynı zamanda içerdiği mineral ve vitaminler sayesinde bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlığı önler, sinir sistemininin düzenli çalışmasını sağlar, zihni dinlendirir ve enerji verir.

Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Anti-inflamatuvar etkilidir.“American Journal of Clinical Nutrition” dergisinde 2008 şubatında yayınlanan bir çalışmada bol miktarda bulgur yiyen kişilerde betain miktarının arttığı ve homosistein miktarının ciddi oranda düştüğü saptanmıştır ki homosistein diyabet, kalp hastalıkları, Alzheimer demansı ve kemik erimesi gibi onlarca inflamatuvar hastalıkların patojenitesinde rol oynayan bir maddedir.

Sinir ve sindirim sisteminin sağlıklı olmasına yardım eder. Anne karnındaki bebeğin zeka ve sinir sistemi gelişimini sağlar. Bir kap bulgur yaklaşık 1.1 mg (vücudun günlük ihtiyacının % 55.5’i) manganez içerir. Manganez kemik ve bazı organlarda eser olarak bulunan bir mineraldir ve normal beyin, sinir ve kemik dokusu gelişimi için gereklidir. Pıhtılaşma içinde gereklidir. Ayrıca folat da sinir sistemi sağlığı için gereklidir.

Bulgur magnezyum ihtiyacımızı da önemli ölçüde karşılar. Bir kap bulgurda 58.2 mg magnezyum (vücudun ihtiyacının % 14.6’sı) bulunur. Magnezyum birçok fonksiyonu olan ve insülinin sentezlenmesinde de rol oynayan bir elementtir. Böylece diyabet riskini de azaltır bulgur.

Kan şekerini yükseltmez. Diyabetikler için çok faydalı bir besindir. İnsülin salgılanmasını düzenler.

Kilo aldırmaz. Bol lif az yağ içerir.

Hazmı kolaylaştırır.

Safra taşlarını önler. Bol miktarda çözülmeyen lif içerir. Bu lifler besinlerin barsaktan daha hızlı sindirimini ve atılımını sağlar ve daha az safra atılımına neden olur.

Trigliserid seviyesini düşürür.

Folat eksikliğine bağlı Megaloblastik anemi gelişimini önler.

Vitamin ve protein yönünden pirince oranla daha zengindir. Pirince göre yaklaşık 4 kat daha fazla kalsiyum, 4 kat demir, 2 kat fazla protein içerir. Bu nedenle pirinç pilavı yerine bulgur pilavına ağırlık verebilirsiniz.

Ayrıca demir içeriği de yüksektir hatta ıspanağı bile geçer.

Yeşil Anne'nin tarifi:

Bende evimde beyaz pirinç yerine bulgur tüketiyorum. Kavılca bulgurunu hem köftelere, yemeklere,dolmalara koyuyorum, bebeğimin yemeklerine koyuyorum. Hem de çok lezzetli pilavlar yapıyorum.



Bugun de tam mevsime uygun, domatesli,yeşil biberli,bol soğanlı ve kuşbaşı etli pilavını yaptım. Yanında yoğurt ile afiyetle yedik. Sizede tavsiye ederiz.

İşte tarifi:



2 baş soğan

2 bardak kavılca bulguru

Yarım kilo kuşbaşı dana eti

2 domates

6-7 sivri yeşil biber

Bir tahta kaşık ayranı alınmamış manda tereyağı

Bir tahta kaşığı soğuk sıkım sızma zeytinyağı

Yapılışı: Eti 1 lt su da haşlayalım. Soğanı doğrayıp, bir tatlı kaşığı tuz ve 1 tahta kaşık zeytinyağı ile kavuralım.İçine biberleri doğrayıp ekleyelim. Birazda su ekleyip ağzını kapatıp iyice pişirelim. Üzerine domatesleri rendeleyip katalım. Haşladığımız eti de katalım. Etin suyunu da dökerek hepsini iyice pişirelim. Etler iyice yumuşayınca, bulguru katarak karıştıralım. Tereyağını da ekleyelim. Suyun bulgurun üzerine çıkması gerekiyor, eğer kaynayarak azaldı ise sıcak su ekleyebilirsiniz. Kavılca bulguru çok rahat 1e3 su çektiği için, su konusunda içiniz rahat olsun, bu pilavın lapa olması çok mümkün değil.

Suyunu çektirip biraz da demlenmeye bırakalım. Yemeden önce karıştırın ve tabaklara servis edin.İsteyenler acı pul biberde dökebilir. Ev turşunuz varsa yanında çok iyi gider.

Yemekten sonra tenceremizi ve ocağımızı da Mom’s Green Ecologic doğal deterjan ile temizledik mi tamamdır! 






Bugunluk mutfak işimiz bitti!!!



Hepimize afiyet olsun,

Yeşil Anne





1 Ağustos 2013 Perşembe

Topraktaki Bozulmalar Çevreyi Nasıl Etkiliyor?

Sevgili Anneler;

Toprak dünyamızın en önemli parçası. Hepimiz topraktan geldik toprağa gideceğiz. Meyveler, sebzeler, tahıllar ve  hatta et olrak yediğimiz hayvanlar bile topraktan besleniyor. Peki biz toprağımıza iyi bakıyor muyuz?

Tabiattaki üç ana ekosistem olan su, hava ve topraktan birinde meydana gelen bir bozulma diğer ekosistemlere de yansıyor.. Bundan dolayı tabiattaki dengenin korunması ve bunun sürekliliği için her bir ekosistemin korunmasına özen göstermeliyiz.


Toprak,  dışarıdan verilen atık ve artıkları bünyesinde barındırarak kirleticilerin su ve hava ekosistemlerine geçmesini önleyebilmektedir. Bu özelliği ile toprak, kirleticiler için adeta bir filtre görevi yapmakta ve diğer ekosistemlerin kirleticilerin zararlı etkilerinden korunmasına yardımcı olmaktadır.

Toprağa verilen atık ve artıklar özelliklerine göre farklı sürelerde ayrışmaya uğrarlar. Bunlar içerisinde en hızlı ayrışanlar organik olanlardır. Organik maddeler mikroorganizmaların besin kaynağıdır ve toprağa ulaşmasından itibaren onlar tarafından hızla ayrıştırılarak kullanılırlar. Bu ayrışmada gözle görülmeyen mantar, bakteri, aktinomiset gibi mikroorganizmalar yanında solucanlar, kurtçuklar gibi makro canlılar da görev almaktadırlar. Makro organizmaların küçük parçalara ayırdıkları organik bileşikler, mikroorganizmalar tarafından besin olarak kullanılıp inorganik bileşiklere dönüş-türülmektedirler. Böylece atıklar yok olurken, toprak bitkilerin kullanacağı inorganik maddeler bakımından zenginleşmektedir. Bu hadisede mikroorganizmalar önemli bir yer tutmaktadırlar. Mikroorganizma gruplarının ve bu gruplara ait türlerin çeşit ve sayısı ne kadar fazla ise organik atık ve artıkların parçalanma süreleri o kadar kısa olmaktadır. Çünkü her türün besin olarak kullandığı organik bileşikler birbirinden farklıdır. Eğer toprak kalitesinde bozulma, mikroorganizmaların tür çeşidi ve sayısında azalma meydana gelirse, atık ve artıkların ayrışması yavaşlar. Atıklar birikince toprağın özelliklerinin bozulması daha da artar. Bu bozulma; mineralizasyonda azalma ve besin elementlerinin döngüsünde aksama şeklinde kendini gösterir. Ayrıca gaz halindeki bazı kirleticilerin havaya, sıvı halindekilerin de su ekosistemine geçmesi önlenemez. Kısaca toprağın filtre özelliğinin bozulması, su ve hava ekosistemindeki bozulmaları netice vermektedir.


Bir bakıma toprak ekosistemini dünyanın korunması için sigorta olarak görebiliriz. Yani toprak ekosisteminin korunması, dünyanın korunması anlamına gelmektedir. Toprak ekosisteminin korunması için ise mikroorganizmalarının önemi büyüktür. Onların en iyi gelişebileceği şartlara sahip olan toprak, daha kolay korunur. Nasıl ki bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da bir ülkeyi kurtarabilir. Onun gibi gözle göremediğimiz mikroorganizmalara, toprağın, suyun, havanın ve bütün bir ekosistemin korunmasında çok önemli görevler yüklenmiştir. İnsanoğluna düşen görev ise bunu anlamak ve mikroorganizmaların hayat bulduğu toprağı gözü gibi korumaktır.

Maalesef ki kanalizasyona döktüğümüz zehirli kimyasal deterjanlı sular, hem yeraltı sularımızı, hem toprağı hemde denizlerimizi kirletiyor!

Dünyamız çevre dostu ürünler  kullanarak koruyabiliriz. 


Sevgilerimle
Yeşil Anne


kaynak :Prof. Dr. Emine Erman KARA   /  Ekoloji Magazin

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yaz Aylarında Spor Yapan veya Bahçede Oynayan Çocuklar Nasıl Beslenmeli?

Sevgili Anneler;



Yaz tatilinde, okulun stresini atmak ve arkadaşları ile sosyalleşerek spor yapmaları çocukların hem fiziksel hem de duygusal gelişimi için çok faydalı!

 Peki enerji ve besin eksiği olmadan çocuklarımızı nasıl beslemeliyiz?





Spor yapan çocuklarda, günlük harcanan enerji miktarı, günlük aktivitenin artması dolayısı ile yükselir.

Ortalama olarak kabul edilen, sporcu çocukların harcadığı günlük kalori miktarı aşağıdaki gibidir.


Prof. Dr. Safinaz Albayrak Yıldız , günlük alınması gereken kalori miktarının %20'sinin proteinlerden, %30'unun yağlardan ve kalan %50'sinin ise karbonhidratlardan alınması gerektiğini belirtiyor.

Yeteri kadar su içilmesi de çok önemli ! Çocuklarda ortalama günlük su ihtiyacı genel olarak günlük 1,6 lt. olarak kabul edilmiştir.Çocuk eğer gereği kadar su alamazsa, performansı düşer, Terleyemediği için vucut ısısı yükselir. Ayrıca su kaybından dolayı elektrolit yani mineral dengesi bozulabilir.

Spor yapan çocukların içmesi gerek su miktarı da aşağıdaki gibi özetlenmiş : 


Peki bu yiyecekleri nasıl yedireceğiz?


En az 6 öğün olmalı : Çocukların artmış olan enerji ihtiyacını karşılayabilmesi için mutlaka ana öğünleri ve ara öğünleri atlamaması gerekir.Beslenme; günlük 3 ana öğün, 3 ara öğün ve hatta gerekiyorsa 4 ara öğün şeklinde planlanmalı. 



Performans için kahvaltı : Sadece sporcular için değil tüm çocuklar için hatta tüm insanlar için kahvaltı önemli bir öğündür. Gece boyunca aç kalan vücudun, düzenli çalışabilmesi için kan şekerinin belli bir düzeyde olması gerekmektedir. 

Güne zinde başlamak, antrenman/müsabaka performansı, okul başarısı, anlama ve hatırlama noktasında kahvaltının önemi çok fazladır. Ama tüm bunların sağlanması için dengeli ve besleyici bir kahvaltı etmek gerekir. Ayrıca sabah erken saatlerde antrenmana giden sporcular için de bunu göz önünde bulundurarak bir beslenme düzeni oluşturulmalı.

Spor öncesi öğünler: Antrenman veya müsabakadan 2 – 4 saat önce ana öğün tüketmek ve antrenman veya müsabakaya kadar bol sıvı tüketmek gerekir. Bu sıvıları karbonhidrat ve mineralden zengin sporcu içecekleri ile de desteklemek uygun olacaktır. Müsabaka veya antrenmandan hemen sonra da karbonhidrattan zengin ve hemen ardından da karbonhidrat ve proteinden zengin bir öğün tercih edilmelidir.

Besin Gruplarına göz atalım ! Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz önerisi aşağıdaki gibidir:



ERKEN YORULMAMAK İÇİN KARBONHİDRAT: Antrenman performansı ve antrenman sonrası boşalan glikojen depolarının yerine konması için karbonhidrat, sporcu çocukların beslenmesinde önemli yer tutmaktadır. Sporcunun toplam alması gereken enerjinin en az yüzde 50’sinin karbonhidratlardan gelmesi gerekmektedir. Karbonhidratlar temel enerji kaynaklarıdır. Antrenman öncesi ve sırasında karbonhidrat tüketimi, sporcunun performans düşüşünü engellemede ve erken yorulmaların önüne geçmede önemli faktördür. 


ENERJİ KAYNAĞI PROTEİNLER: Çocukların büyüme ve gelişiminin devamı yeni doku oluşumuyla birlikte olur ki bunun kaynağı da proteinlerdir. Çocuk sporcularda artan enerji ihtiyacı, beraberinde alınması gereken proteinin de artması anlamına gelir. Çocuk sporcuların günlük olarak süt, yoğurt, peynir, yumurta, et, tavuk, balık ve kurubaklagil gibi protein kaynaklarını düzenli bir şekilde almaları sağlanmalıdır. 


PERFORMANS İÇİN DEMİR: Sporcu performansında demirin de önemi fazladır. Demirin minimal yetersizlikleri bile performansı etkiler. Demirin en zengin kaynaklarında baş sıralarda et, yumurta, kurubaklagiller gibi proteinli kaynaklar yer almaktadır. Demirin zengin kaynakları arasında yağsız kırmızı et, hindi eti, deniz ürünleri ve kuru meyveler de yer alır. Bunların tüketiminde demir emilimini arttırmak için C vitamini de (limon, portakal, koyu yeşil sebzeler ) demir içeren besinlerle birlikte alınmalıdır. 


DOĞRU KAYNAKTAN YAĞ ALSINLAR: Sağlıklı beslenmede günlük alınan enerjinin yüzde 25 – 30’unun yağlardan gelmesi istenmektedir. Yağ kaynağı seçiminde de yoğunluğun doymamış yağ asitlerine verilmesi gerekmektedir. Çocuk sporcular için de sağlıklı beslenme ilkeleri geçerlidir. Sporcuların gün içinde kolaylıkla yiyebilecekleri ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar almaları, gereken yağ asitlerini karşılamakta yardımcı olur. 


EKSTRA VİTAMİNE GEREK YOK: Düzenli beslenen, artan enerji ve besin öğelerini karşılayan sporcuların ekstra vitamine ihtiyaçları yoktur.


MİNERALSİZ KALMASINLAR: Sporcular için en çok üzerinde durulması gereken mineraller; kalsiyum ve demirdir. Yine yeterli ve dengeli beslenen çocuk sporcular bu mineralleri yeterince almış olacaklardır. Mensturasyon (adet) gören kız sporcular için demir daha fazla önem arz eder. 

ÖRNEK MENÜ:

Sporcular performansları için gün içinde tüm besin gruplarını almalıdırlar. Kişiye göre değişmekle birlikte ortalama olarak; 


- Günde en az 2-3 porsiyon süt, yoğurt, peynir
- 2 – 4 porsiyon et, balık, kurufasülye, yumurta
ve kuruyemişler
- 2 – 3 porsiyon sebze
- 2 - 4 porsiyon meyve
- 8 – 12 porsiyon ekmek, tahıl, makarna ve pirinç grubundan tüketilmelidir.

Çocuklarımızın büyüme ve gelişmelerinin devamı, sporla harcanan enerjilerinin sağlıklı bir şekilde yerine konabilmesi için doğru beslenme programı şart! Sporcu çocuklar, doğru beslendiklerinde karbonhidratlarla erken yorulmazlar, proteinlerle enerji alırlar, demirle de performanslarını artırabilirler! 

Tabii beslenmelerini doğal ürünlerden, hazır gıdalar yerine evimizde kendi ellerimiz ile hazırladığımız yemeklerden almalılar. Mevsimde yaz olduğundan, sebze ve meyveler bol. Ama satın alırken zararlı ilaçlar içermediğinden doğal tohumlar kullanıldığından emin olalım! Hormonla şişirilen hayvanların et ürünlerinden almayalım! Yoğurdumuzu mandıra sütünden, bulamıyorsak pastorize sütten kendimiz yapalım. Ekmeğimizi tam buğday unu ile ekşi mayadan evde yapalım. Dondurma yiyeceklerse, taze sütten yapılan maraş usulu dondurmalardan alalım veya yine en iyisi evde kendimiz yapalım. Süt tozu ithal gelen bir yarı mamul ve içeriğini tam olarak bilemiyoruz. Glikoz/Fruktoz şurubu olan bisküvi,çikolata v.b gıdaları çocuklarımızı yedirmeyelim!

Sağlıklı nesiller yetiştirmek biz annelerin elinde! 

Sevgilerimle,

Yeşil Anne
kaynak:
http://www.bizarpedia.com/bul/baslik/okul-cagi-spor-yapan-cocuklarin-beslenmesi-775.htm
http://www.haberturk.com/saglik/haber/603333-sporcu-cocuklara-beslenme-recetesi

12 Temmuz 2013 Cuma

İpek Hanım'ın Çiftliği Tatili Nazilli Ocaklı Köyü-Sinekçiler Yaylası

Sevgili Anneler;

Bu yıl ki tatilimizin son gününü, çok zamandır gitmeyi istediğimiz , yaz-kış doğal ve lezzetli yiyeceklerini bizlere gönderen sevgili Pınar Kaftancıoğlu'nun bir mucize yarattığı Nazilli'nin Ocaklı Köyü'ndeki İpek Hanım Çiftliğinde geçirdik.

Öncelikle bilmeyenler için Pınar Kaftancıoğlu yıllarca İstanbul'da yaşamış ancak gerçek yaşamın bir plazaya tıkılı ,trafik karmaşası içinde yaşamak olmadığını düşünerek, Doğal Yaşama Dönüş amacı ile Ege'ye kaçmış bir doğa aşığı. Öncelikle Nazilli'de bir doğal su fabrikası almış ve işletmeye başlamış. Ancak yine bir iş stresi almış kendisini, kızı İpek de doğduktan sonra  doğal, sebzenin meyvenin gerçeği ile büyütmek istemiş kızını. Ocaklı köyündeki araziye harika bir taş ev inşa ettirmiş ve babadan kalma arazileri ekip dikmeye başlamış. Tabii tüketebileceğinden çok fazla mahsul alınca da İstanbul'a eşe dosta göndermeye başlamış. Ve hikaye böyle başlamış... Pınar hanım'ın ve etraftaki köylülerin emeği ve sevgisi  katılmış. Şehirde yaşayan bizler gibi bir çok kişinin doğal ve gerçek yiyecek ihtiyacı da bir araya gelince belki ilk kurduğunda Pınar hanımın bile aklından geçmeyecek bir büyüklüğe, bir mucizeye dönüşmüş İpek Hanım Çiftliği. 

Etrafımız GDO'lu , ilaçlı, suni gübreli dışından çok güzel ama ne bir tat ne bir koku alamadığınız suni yiyeceklerle doldu. Organik etiketli fakat tohumu yine yabancı, kimin ne zaman denetlediği belli olmayan bir ticari endüstride var tabiiki, güvenebilirseniz..

Pınar hanım , her hafta gelen sevgi dolu e-mailleri ile de bir tarım cenneti olan ülkemizdeki bu çarpık düzene, rant için çocuklarımızı zehirleyen sözüm ona modern tarım endüstrisine  karşıt duruşu, bizleri bu endüstri arkasındaki gerçeklerden haberdar etmesi, araştırması, yazması, uyarması ile kalplerimizi fethetti. Kendisi ile İstanbul City's de ki bir buluşmada tanışmış, çok mutlu olmuştum. Pınar hanım çok çok genç, pırıl pırıl sevgi dolu bir insan. Hiç yapmacık, kendini beğenmiş değil, içi dışı bir çok tatlı birisi :)

Ve bizi Sinekçiler Yaylasındaki muhteşem yayla evinde misafir ettiği için tekrar tekrar teşekkür ederim. Biz, iki yıldır gitmeyi çok istediğimiz İpek Hanım Çiftliği'ni , geçen yıl benim hamile olmam sebebi ile ancak bu yıl görebildik. Bebek sebebi ile 1 gece kaldık,yine aklımız orada kaldı, inşallah yine gideceğiz. Ama merak edenler için bir çok fotoğraf çektik. 

Öncelikle çiftlik ile başlayalım, 5 dekar üzerine kurulu bir alanda, hem çiftlik hem mutfak, hem paketlemenin yapıldığı büyük depo burada. 




Mutfağın önünde bir salıncak kuruluydu, oğlum keyfini çıkardı.


Mutfakta mis gibi domateslerden yapılmış, tertemiz salçaları da ipekhanim.com'dan alınma bir resimden görebilirsiniz.Biz akşama doğru çiftliğe varabildiğimizden tüm işler çoktan bitmişti.

Daha sonra inekleri görmeye gittik. Oğlum hayatında ilk defa yakından inek gördü :) Dilinin büyüklüğüne ve tuz yalamasına çok şaşırdı. 



İneklerin bekçisi minik Fındık!


Tarlaları, hem bebek hem vakit darlığından çok gezemedik aslında, inşallah ikinci ziyarete! ipekhanim.com'dan bir resim koyuyorum.

Tarlalar çiftliğin dışında, sabah 5 te tüm mahsül toplanıyor, aşağı paketleme alanına geliyor ve siparişlerimiz hazırlanarak kargoya veriliyor.


Daha sonra Sinekçiler Yaylasındaki muhteşem yayla evimize gittik. Burası çiftlikten 10 km yukarıda muhteşem verandası olan ahşap çatılı çok güzel bir ev.

Bizi gelir gelmez enfes tarhana çorbası ve patlıcan kızartması ile karşılayan, misafirperver ,Zübeyde hanım ve ailesine çok teşekkür ederiz.


Karabaş :)


Müthiş Veranda!


Kaymak gibi boğazınızdan akan buz gibi  köy suyu! 


Yayla Evinden Manzara;



Temiz havada uyumak, uyanmak, köy yumurtaları, taze peynirlerle kahvaltı yapmak çok keyifli idi. Daha sonra çiftliğe Pınar hanımın yanına indik, günlük mailler, siparişler, işler çok yoğundu :).

Tekrar daha uzun kalabilmek için sözleştik. Vedalaşıp yola çıktık.

Sizde hala İpek hanım çiftliğinden sipariş vermediyseniz, ipekhanim@ipekhanimciftligi.com adresine bir mail atmanız ve Cumartesi gecesi gelecek Pınar hanım'ın mailini heyecanla hem ne yazacak, hem ne ürünler var diye beklemeniz yeterli !

Bu arada bu ev isteyen herkese açık, sadece bize özel değil. Pınar hanım ile konuşup tarihi ayarlamanız gerekiyor sadece.

Herkese doğal , köy sebzeleri ve meyveleri, muhteşem ekmekler, sütler, peynirler, pekmezler, zeytinler , bazlamalar ve diğer birçok lezzetli ürünler gönderen İpek Hanım Çiftliği'ni şiddetle tavsiye eder, bizi doğal, temiz ve dürüst tarım ile ,ticari bir kaygı duymadan sevgisini katarak üretilmiş ürünler ile tanıştıran Sevgili Pınar Kaftancıoğlu'na da tekrar tekrar teşekkkür ederiz. Ne kadar teşekkür etsek azdır çünkü :)

Hepinize iyi haftasonları dilerim.

Yeşil Anne